Gazze Haşim'den Bir Feryat... "Kıyamet Günü Hasımlarımızsınız"
Ebu Ubeyde dün olduğu gibi savaşan, nöbet tutan bir mücahit olarak değil, bu sefer yaralı, zayıf bir vücutla, büyük bir acıyla çıktı. Sesinde, düşmana karşı direnişteki zayıflıktan veya silah azlığından değil, "Ümmetin ihaneti" adındaki bir kalp hançerinden kaynaklanan bir kahır tonu taşıyordu. Yıldırım gibi haykırdı: "Kıyamet günü hasımlarımızsınız"! Evet, bunu geç söyledi, "Kıyamet günü hasımlarımızsınız," ama şimdi ulaştı ve her yeri dolaştı. Ondan önce de bunu defalarca söylediler, Gazze'nin gençleri, erkekleri ve çocukları, ki onların devletlerin medyası değil, sosyal medya ortaya çıkardı, ümmete, ordularına ve alimlerine sesleniyorlardı ama cevap veren yoktu. Çağrıları Mu'tasım'ın gayretine dokunmadı, çünkü devletimiz, halifemiz, hilafetimiz yok!
Evet, Gazze halkının hasımları işgal generalleri değil, bilakis derimizden olan, rütbeleri ve nişanları giyen, ümmetin kanıyla eğitip yetiştirdiği, ancak ümmeti yüzüstü bırakan ve hain yöneticilere boyun eğenlerdir. Gazze halkının hasımları, alim kisvesine bürünüp hakkın zaferine sessiz kalan, teorilerle meşgul olup cihat meydanlarını terk eden, bombalı bir sessizliğe bürünenlerdir, Gazze yanarken ve çocukları açlıktan ölürken!
Burada bu ümmetin iki kesimine yöneliyoruz; birincisi alimler:
Ey ümmetin alimleri: Sizler peygamberlerin varisleri olduğunuzu mu unuttunuz? Okullar size taharet fıkhında fetva vermeyi mi öğretti de, zafer fıkhını unuttunuz? Sultanın kılıcından mı korktunuz da, Cebbar'ın gazabından korkmadınız?! Mazlumu terk etmenin, hesap gününde bir yüzüstü bırakma olduğunu, haktan susmanın zaman aşımına uğramayacak bir suç olduğunu bilmiyor musunuz? Ne fetva ile, ne de sessizlikle mazeretiniz olamaz.
İkinci kesim ise ümmetin ordularıdır:
Ey Müslümanların orduları, ey hezimetin sorumluluğundan kaçabileceğinizi zannedenler, mesele yemek ve ilaç değil, İslam'ın yeryüzündeki saltanatının dönüşüdür, mesele insani değil, meşrudur. Çünkü İslam ancak bir devletle zafere ulaşır, Filistin ise ancak inançla hareket eden ordularla özgürleşir, Birleşmiş Milletler'in emirleriyle değil!
Gazze halkı, güç ve kudret sahiplerinin ihanetiyle öldürülüyor, Resulullah ﷺ'in Taif'e gittiğinde ilaç değil, zafer istediğinde savunduğu meşru zaferin yokluğu onları üzüyor.
Sessiz kalanlara ise diyoruz ki: Sizler annelerin gözyaşlarında, çocukların açlığında ve evlerin yıkımında ortaksınız. Sizler mücahitleri siperlerde yalnız bırakan, siyah veya beyazdan başka bir şey kabul etmeyen bir zamanda gri pozisyonları tercih edenlersiniz.
Yarın mizan kurulduğunda, Gazze'nin çocukları, yaşlıları, kadınları ve erkekleri duracak, sessizlerin ihanetleri sergilenecek ve kimsenin cevap veremeyeceği bir soru yankılanacak, cevap nasıl olacak? Suskunluğunuz için neyle özür dileyeceksiniz?
Ey kalbinde Allah korkusu olanlar, hak beklemez, dininize bir kelimeyle bile olsa yardım edin ve Allah'ın huzurunda duracağınız günde hasımlardan olmayın. Ebu Ubeyde'nin sözleri duygusal sözler değil, medeni projesini, kader sorununu ve asıl şeri vazifesini terk eden bir ümmetin siyasi ve itikadi ayıbını ortaya çıkaran yankı uyandıran bir feryattır: Hilafeti kurmak ve toprakları ve kutsal mekanları özgürleştirmek için orduları harekete geçirmek.
Ebu Ubeyde yaralı bir şekilde çıktığında cephane azlığından değil, ümmetin ihanetinden şikayet ettiğinde, birçok liderin söylemekten aciz kaldığı şeyi söyledi ve batılın sahte tahtlarda yerleştiği bir zamanda hakkı söyledi. Gök gürültüsü gibi haykırdı "Kıyamet günü hasımlarımızsınız" bununla yardımdan geri duranları, Filistin meselesinin imamsız ve hilafetsiz bir ümmetin davası değil, sadece bir sınır çatışması olarak kalmasına razı olanları kastediyordu.
Ey ümmetin evlatları: "Kıyamet günü hasımlarımızsınız" duygusal bir çağrı değil, hilafeti kurmak için çalışmaktan yüz çeviren, zararlı sistemlere sığınan ve İsra ve Miraç topraklarının yavaş ölümüne razı olan ümmetin gerçeğine dair şeri bir hükümdür.
Kahramanlara tutunup fikri unutmayın; Gazze'nin bir devlete, Müslümanların ise bir halifeye ihtiyacı var. Bu kanlar bağışlarla ve dualarla geri gelmez, bilakis kurşun sesleri, uçakların lavları ve askerlerin tekbirleriyle geri gelir. Yahudi varlığı kafir ve gasıptır, ona ancak Raşid Halifeliği devletinin yönettiği itikadi bir güç fayda sağlar. Bu güç ise müzakere masalarından veya normalleşme konferanslarından değil, orduların kamplarından, camilerin minarelerinden ve sadık müminlerin azimlerinden doğacaktır.
"Kıyamet günü hasımlarımızsınız" bir sitem iç çekişi değil, zilleti kabul eden, yöneticilerin ihanetine sessiz kalan ve hilafetin kurulmasını farz kılmaktan gafil olan, ümmeti yeryüzünün suçlularına ve din düşmanlarına terk edenin yüzüne vurulan bir hak tokadıdır.
Geri durmak suçtur, susmak ihanettir, mevcut sistemlere sığınmak ise suça doğrudan ortak olmaktır. Müslüman bilsin ki dine yardım ancak sınırların korunduğu ve haramların savunulduğu hilafetin kurulması için bilinçli bir çalışma ile olur.
Ey Müslümanların orduları, şeri vazife tehir kabul etmez ve yardımı yerine getirmedeki her gecikme Allah'a, Resulüne ve Müslümanların kanına ihanettir.
Ey Muhammed ümmeti, uykudan uyan artık, orduların da Allah düşmanlarına esir olmaktan kurtulsun. Güç sahiplerinin, ümmetin projesini taşıyanlara yardım eli uzatmasının zamanı geldi: Raşid Hilafet. Ve Allah Teala'nın şu sözünü gerçekleştirmelerinin: ﴿Sizden iman edip salih ameller işleyenlere, Allah, andolsun ki, yeryüzünde onları halifeler kılacağını vaat etti.﴾ Allah'ım hilafet devletinin kurulmasını hızlandır, vaadini gerçekleştir, onunla küfrün şevketini kır, onunla işbirlikçilerin belini kır, bayrağını dik ve askerine yardım et.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Abdul Mahmud El Amiri – Yemen Vilayeti