العقدة الكبرى والعقد الصغرى - الحلقة الثالثة والعشرون
العقدة الكبرى والعقد الصغرى - الحلقة الثالثة والعشرون

نواصل حديثنا في عقدة الخوف من القضاء والقدر -       ويكون لرفع الدرجات كما هو الحال في ابتلاء الله لأنبيائه، وعبادِهِ الصالحين، كما في الحديث الشريف: (أشدُّ الناسِ بَلاءً الأنبياءُ ثُمَّ الأمثلُ فالأمثلُ... فما يَبْرَحُ البلاءُ بالعبدِ حتى يتركَهُ يمشيْ على الأرضِ وما عليه خَطيئةٌ) رواه البخاري.

0:00 0:00
Speed:
April 22, 2025

العقدة الكبرى والعقد الصغرى - الحلقة الثالثة والعشرون

العقدة الكبرى والعقد الصغرى

الحلقة الثالثة والعشرون

نواصل حديثنا في عقدة الخوف من القضاء والقدر

-       ويكون لرفع الدرجات كما هو الحال في ابتلاء الله لأنبيائه، وعبادِهِ الصالحين، كما في الحديث الشريف: (أشدُّ الناسِ بَلاءً الأنبياءُ ثُمَّ الأمثلُ فالأمثلُ... فما يَبْرَحُ البلاءُ بالعبدِ حتى يتركَهُ يمشيْ على الأرضِ وما عليه خَطيئةٌ) رواه البخاري.

-       ويكون تارة لتمييز المؤمنين عن المنافقين، قال الله تعالى: (وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ).

فكل ما يصيبُ المؤمنُ، الذي ارتضى الحلَّ الصحيحَ للعقدةِ الكبرى، الذي ارتضى العقيدةَ الإسلاميةَ حلاّ لعقدته الكبرى، كل ما يصيبُه خيرٌ له، وفي هذا حديث رسول الله صلى الله عليه وسلم: (عَجَباً لأمرِ المؤمنِ، إِنَّ أمْرَهَ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ؛ إِنْ أصابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً له، وَإِنْ أصابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ). فإنْ كانَ ما أصابَه رغماً عنه خيراً أدركَ أنَّ هذا الخيرَ من اللهِ تعالى، ولم يَعْزُهُ إلى غيرِه سبحانه، وإن كانَ ما أصابه شَرّاً صَبَرَ، ليقينِهِ بعلمِ الله سبحانه وتدبيرِهِ لهذا الأمرِ له، مريداً له الخيرَ، فيرضى به ويصبرُ.

إذن فالمؤمنُ يوطّنُ نفسَهُ على الصبرِ، ويعوّدُها عليه، ولا يخافُ أن يبتَلَى في قابلِ الأيامُ بما لا يعلمُه هو ولا يخطرُ على بالِهِ، فإنَّ الحكيمَ الخبيرَ سبحانه هو الذي يعلمُ أين الخيرُ، والبشرُ كلُّهم لا يعلمونَ أينَ الخيرُ.

قال الله سبحانَه وتعالى: (لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ  وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَذًى كَثِيرًا وَإِن تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الأُمُورِ)، فإنّ البلاءَ في الأموالِ والأنفسِ حاصلٌ، وكذلكَ البلاءُ بسماعِ الأذى من أهل الكتاب ومن المشركين، والمطلوب من المؤمن الصبرُ والتقوى.

ولقد أوصى لقمانُ ولدَهُ بالصبر على المصيبة، فقال تعالى ناقلاً عنه: (} يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ)، والصبرُ على المصيبةِ من عزائمِ الأمورِ، ويتصفُ به أصحاب العزائمِ القوية.

ومدَحَ الله عبادَه المخبتين، ووعدَهم بالبشرى، ومن صفاتهم أنهم يصبرون على ما أصابهم، قال سبحانه: (وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ  {34} الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ  قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا  رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ).

وفي موقفِ الإيمان بالقضاء والقدر والتسليم به، والصبر عليه، يوجّهُ الله عبادَهُ لما عليهم أن يفعلوه تُجاهَ البلاء فيقول سبحانه وتعالى:  (وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ  بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ  وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ  ، الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ  ، أُولَـئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَـئِكَ  هُمُ الْمُهْتَدُونَ)، فقد ذكرَ سبحانَه أنواعاً من البلاء من الخوف والجوع والنقص في الأموالِ والنقص في الأنفس، والنقصِ في الثمرات، وعلى المسلم الصبر، والصابرُ له البشارةُ، وهؤلاءِ الصابرونَ يتذكرون حين المصيبة ويرددون القول: (إنا لله وإنا إليه راجعون) يربطون موقفهم وحل هذه العقدة بحل العقدة الكبرى، أننا لله، وهو آمرنا وناهينا، ويفعل بنا ما يشاءُ ثم نعودُ إليه بعد انتهاء أجلنا هنا. وهؤلاء المتصفون بهذه الصفات من الصبر وترديد إنا لله وإنا إليه راجعون عليهم صلوات من ربهم ورحمة، ووصفهم الله تعالى بأنهم مهتدون.

وحسن التخطيطِ والتدبيرِ للمستقبل يكونُ باغتنامِ ما أوتيَهُ الإنسانُ من علمٍ وقدراتٍ ونعمٍ وصحةٍ وعافيةٍ قبل تحوّلِ ذلك عنه، أو تحوّلِ شيءٍ منه، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لرجل وهو يعظه: (اغتنِمْ خَمْساً قَبْلَ خَمْسٍ : شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ، وَصِحَّتَكَ قَبْلَ سَقَمِكَ، وَغِنَاكَ قَبْلَ فَقْرِكَ ، وَفَرَاغَكَ قَبْلَ شُغُلِكَ، وَحَيَاتَكَ قَبْلَ مَوْتِكَ)، هذا الحلُّ لما يتخوّفُ الإنسانُ وقوعَه في مستقبلِهِ، فإنه لا شكَّ سيصيبُهُ الهرمُ وسيقعِدُهُ عن كثيرٍ مما كان يقومُ به أيامَ شبابِهِ، فليغتنمْ شبابَهُ قبلَ هرمِهِ، وليعمل فيه صالحاً. وأنه ليس بعدَ الصحةِ إلا السَّقَمُ والمرضُ، والمرضُ يقعِدُ الإنسانَ عن كثيرٍ مما كان يقومُ به أيامَ شبابِهِ، فليتغتنمْ صحتَه قبلَ سَقَمِهِ، وليعملْ صالحاً. وأنه ليس بعد الغنى إلا الفقرُ، فليغتنم المرءُ غِناهُ وليعملْ صالحاً، قبل أن يتحوّل الغنى إلى فقرٍ فيندمَ الإنسانُ على ما مضى من زمانه، حينَ لاتَ مندَمٍ، وليغتنمْ ما يمرُّ به من فراغٍ، ولا يقضيه في مجرد التسلية لقضاء الوقت، فإنّه ستأتيه أيامُ انشغالٍ يندمُ فيها على كل دقيقةٍ فاتته دون عملٍ صالحٍ، ولاتَ حينَ مندَم. وليتغتنم حياتَه ويعملْ فيها صالحاً قبل موتِهِ فينقطعَ العملُ، ولاتَ حينَ مندَم.

هذا موقف المؤمنِ التقيِّ الذي ارتضى حل العقدةِ الكبرى الحلَّ الصحيح، المتمثلَ في العقيدة الإسلامية، فلا يخافُ مستقبلاً، فهو بيد الله، ولا يخافُ ضُرَّا يصيبُه، فإنَّ الله يعلمُه، ولا يخافُ أذى، فإنه بإذن الله، وهو له بابُ أجرٍ، وليس بابَ خوف، وهو بابُ دافعٍ له ليستمرَّ في التقوى والعمل الصالحِ، وليسَ بابَ تثبيطٍ وقلقٍ واضطرابٍ وهمٍّ وحَزَن.

كتبها لإذاعة المكتب الإعلامي لحزب التحرير

أبو محمد – خليفة محمد - الأردن

More from null

Bir Kitap Üzerine Düşünceler: "İslami Psikolojinin Temellerinden" - On Beşinci Bölüm

Bir Kitap Üzerine Düşünceler: "İslami Psikolojinin Temellerinden"

Hazırlayan: Muhammed Ahmed en-Nadi

On Beşinci Bölüm

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a, salât ve selâm muttakilerin önderi, peygamberlerin efendisi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabının tamamına olsun. Ey merhametlilerin en merhametlisi, bizi de onlarla birlikte kıl, bizi de onların zümresinde haşret.

Değerli dinleyicilerimiz, Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu radyosunun dinleyicileri:

Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu. Bu bölümde, "İslami Psikolojinin Temellerinden" kitabına yönelik düşüncelerimize devam ediyoruz. İslami kişiliğin inşası, İslami zihniyete ve İslami psikolojiye özen gösterilmesi adına, Allah'ın yardımıyla deriz ki:

Ey Müslümanlar:

Geçen bölümde demiştik ki: Müslümanın, kardeşine gıyabında dua etmesi de sünnettir, aynı şekilde kardeşinden kendisine dua etmesini istemesi de sünnettir. Kardeşini sevdikten sonra onu ziyaret etmesi, onunla oturup kalkması, onunla Allah için iletişim kurması ve ona cömert davranması da sünnettir. Müslümanın, kardeşini sevindirmek için hoşuna gidecek şekilde karşılaması menduptur. Bu bölümde ek olarak diyoruz ki: Kardeşine hediye vermesi menduptur, Ebu Hureyre'nin Buhari'nin Edebü'l-Müfred'inde, Ebu Ya'la'nın Müsned'inde, Nesai'nin el-Küna'sında ve İbn Abdülber'in et-Temhid'inde rivayet ettiği hadise göre. Iraki: Senedi iyidir demiştir. İbn Hacer Telhisü'l-Habir'de: Senedi hasendir demiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hediyeleşin ki birbirinizi sevin."

Ayrıca, hediyesini kabul etmesi ve ona karşılık vermesi de menduptur. Buhari'nin Aişe'den rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.v.) hediyeyi kabul eder ve ona karşılık verirdi."

İbn Ömer'in Ahmed, Ebu Davud ve Nesai'de rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah'a sığınandan sığınmayı esirgemeyin, Allah adına isteyene verin, Allah adına yardım dileyene yardım edin, size bir iyilik yapana karşılık verin. Eğer bir şey bulamazsanız, ona dua edin, ta ki ona karşılık verdiğinizi anlayıncaya kadar."

Bu kardeşler arasındadır ve halkın yöneticilere hediyeleriyle alakası yoktur, çünkü o rüşvet gibidir, haramdır. Karşılık vermekten biri de: Allah sana hayır versin demektir.

Tirmizi, Üsame b. Zeyd'den (r.a.) rivayet etti, hasen sahih dedi. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kime bir iyilik yapılır da o da iyilik yapana: "Allah sana hayır versin" derse, o zaman övgüde bulunmuş olur." Övgü şükürdür, yani karşılıktır, özellikle de bundan başka bir şey bulamayanlar için. İbn Hibban'ın Sahih'inde Cabir b. Abdullah'tan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)'i şöyle derken duydum: "Kim bir iyilik görür de karşılığında övgüden başka bir şey bulamazsa, o zaman ona şükretmiştir. Kim de onu gizlerse, o zaman nankörlük etmiştir. Kim de batılla süslenirse, o zaman yalan elbisesi giymiş gibidir." Tirmizi'de hasen bir senetle Cabir b. Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kime bir şey verilirse, karşılığını versin. Eğer bulamazsa, o zaman onu övsün. Kim onu överse, o zaman ona şükretmiştir. Kim de onu gizlerse, o zaman nankörlük etmiştir. Kim de kendisine verilmemiş bir şeyle süslenirse, o zaman yalan elbisesi giymiş gibidir." Atıyye'yi inkâr etmek, onu örtmek ve gizlemek demektir.

Sahih bir senetle Ebu Davud ve Nesai, Enes'ten rivayet ettiler: "Muhacirler, ey Allah'ın Resulü, Ensar bütün ecri aldı, biz hiçbir kavmi onlardan daha çok verende, daha az bir şeyde daha iyi teselli edende görmedik ve gerçekten de ihtiyaçlarımızı karşıladılar, dediler. Resulullah (s.a.v.): Onları bununla övmüyor ve onlar için dua etmiyor musunuz? buyurdu. Onlar: Evet, dediler. Resulullah (s.a.v.): İşte o, ona denktir buyurdu."

Müslüman, az olana çok olana şükrettiği gibi şükretmeli ve kendisine iyilik yapan insanlara şükretmelidir. Abdullah b. Ahmed, Zevaid'inde hasen bir senetle Numan b. Beşir'den rivayet ettiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Az olana şükretmeyen çok olana da şükretmez, insanlara şükretmeyen Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetinden bahsetmek şükürdür, onu terk etmek küfürdür. Cemaat rahmettir, ayrılık azaptır."

Sünnetten biri de kardeşine bir iyilik için veya zorluğu kolaylaştırmak için şefaat etmektir. Buhari'nin Ebu Musa'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v.) oturuyordu, o sırada bir adam geldi ve bir şey istedi veya bir ihtiyacını dile getirdi, yüzünü bize döndürdü ve şöyle buyurdu: Şefaat edin ki ecirlendirilesiniz ve Allah, peygamberinin diliyle dilediğini hükmetsin."

Müslim'in İbn Ömer'den, onun da Peygamber (s.a.v.)'den rivayet ettiğine göre, şöyle buyurmuştur: "Kim bir Müslüman kardeşine bir iyilik veya zorluğu kolaylaştırmak için bir sultana ulaşmasına vesile olursa, ayakların kaydığı günde sıratı geçmeye yardım edilir."

Müslümanın, kardeşinin onurunu gıyabında savunması da menduptur. Tirmizi'nin rivayet ettiğine göre, bu hadis hasendir, Ebu Derda'dan, Peygamber (s.a.v.)'den rivayet ettiğine göre, şöyle buyurmuştur: "Kim kardeşinin onurunu savunursa, Allah da kıyamet gününde onun yüzünden ateşi uzaklaştırır." Ebu Derda'nın bu hadisini Ahmed rivayet etmiştir ve senedinin hasen olduğunu söylemiştir, aynı şekilde Heysemi de böyle söylemiştir.

İshak b. Rahuye'nin Esma bint Yezid'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.)'i şöyle derken duydum: "Kim kardeşinin onurunu gıyabında savunursa, Allah'ın onu ateşten azat etmesi haktır."

Kudai, Müsnedü'ş-Şihab'da Enes'ten rivayet ettiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim kardeşine gıyabında yardım ederse, Allah da ona dünyada ve ahirette yardım eder." Kudai bunu İmran b. Husayn'dan şu ekleme ile rivayet etmiştir: "Ve o, ona yardım etmeye muktedirdir." Ebu Davud ve Buhari'nin Edebü'l-Müfred'inde rivayet ettiğine göre, Zeyn Iraki: Senedi hasendir demiştir, Ebu Hureyre'den, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Mümin müminin aynasıdır, mümin müminin kardeşidir, nerede karşılaşırsa karşılaşsın, onun kayıplarını önler ve onu arkasından korur."

Ey Müslümanlar:

Bu bölümde ve bir önceki bölümde geçen şerefli nebevi hadislerden öğrendiniz ki, kim Allah için bir kardeşini severse, onu sevdiğini ona haber vermesi ve bildirmesi sünnettir. Müslümanın, kardeşine gıyabında dua etmesi de sünnettir. Aynı şekilde kardeşinden kendisine dua etmesini istemesi de sünnettir. Kardeşini sevdikten sonra onu ziyaret etmesi, onunla oturup kalkması, onunla Allah için iletişim kurması ve ona cömert davranması da sünnettir. Müslümanın, kardeşini sevindirmek için hoşuna gidecek şekilde karşılaması menduptur. Müslümanın, kardeşine hediye vermesi menduptur. Ayrıca, hediyesini kabul etmesi ve ona karşılık vermesi de menduptur.

Müslüman, kendisine iyilik yapan insanlara şükretmelidir. Sünnetten biri de kardeşine bir iyilik için veya zorluğu kolaylaştırmak için şefaat etmektir. Kardeşinin onurunu gıyabında savunması da menduptur. Öyleyse, Rabbimizin sevdiği ve razı olduğu gibi olmak için bu şer'i hükümlere ve diğer İslam hükümlerine bağlı kalalım ki, Rabbimiz bizde olanı değiştirsin, hallerimizi düzeltsin ve dünya ve ahiretin hayırlarına nail olalım?!

Değerli dinleyicilerim: Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu radyosunun dinleyicileri:

Bu bölümde bu kadarıyla yetiniyoruz, gelecek bölümlerde düşüncelerimize devam edeceğiz inşallah Teâlâ, o zamana kadar ve sizinle buluşana kadar sizi Allah'ın himayesine, korumasına ve güvenliğine bırakıyoruz. Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu.

Ey Müslümanlar Biliniz! - Bölüm 15

Ey Müslümanlar Biliniz!

Bölüm 15

Hilafet devletinin yardımcı organlarından biri de, halifenin kendisiyle birlikte atadığı, hilafetin yükünü taşımada ve sorumluluklarını yerine getirmede ona yardımcı olan vezirlerdir. Hilafetin yüklerinin çokluğu, özellikle de hilafet devleti büyüyüp genişledikçe, halife bu yükü tek başına taşıyamaz hale gelir ve sorumluluklarını yerine getirmede kendisine yardımcı olacak birine ihtiyaç duyar. Ancak, İslam'daki vezir anlamı ile, günümüzdeki demokratik, kapitalist, laik veya diğer sistemlerdeki vezir anlamı karışmaması için, "vezir" kelimesini sınırlamadan kullanmak doğru değildir.