مع الحديث الشريف - باب الصبر والتصبر
مع الحديث الشريف - باب الصبر والتصبر

نحييكم جميعا أيها الأحبة في كل مكان، في حلقة جديدة من برنامجكم "مع الحديث الشريف" ونبدأ بخير تحية، فالسلام عليكم ورحمة الله وبركاته. عن أبي سعيد بن مالك بن سنان الخدري رضي الله عنهما: أَنَّ أنَاسًا مِنْ الْأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَعْطَاهُمْ، ثُمَّ سَأَلُوهُ، فَأَعْطَاهُمْ حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ، فقَالَ لهم حين أنفق كل شيء بيده: «مَا يَكُنْ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ أَدَّخِرَهُ عَنْكُمْ، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ، وَمَنْ يَتصبرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ، وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْراً وَأَوْسَعُ مِنْ الصَّبْرِ» متفق عليه.

0:00 0:00
Speed:
April 19, 2019

مع الحديث الشريف - باب الصبر والتصبر

مع الحديث الشريف

 باب الصبر والتصبر

نحييكم جميعا أيها الأحبة في كل مكان، في حلقة جديدة من برنامجكم "مع الحديث الشريف" ونبدأ بخير تحية، فالسلام عليكم ورحمة الله وبركاته.

عن أبي سعيد بن مالك بن سنان الخدري رضي الله عنهما: أَنَّ أنَاسًا مِنْ الْأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَعْطَاهُمْ، ثُمَّ سَأَلُوهُ، فَأَعْطَاهُمْ حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ، فقَالَ لهم حين أنفق كل شيء بيده: «مَا يَكُنْ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ أَدَّخِرَهُ عَنْكُمْ، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ، وَمَنْ يَتصبرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ، وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْراً وَأَوْسَعُ مِنْ الصَّبْرِ» متفق عليه.

شرح الحديث:

سأل مجموعة من الأنصار رسول الله صلى الله عليه وسلم (فأعطاهم): أي عقب سؤالهم، ولم يتوان، (ثم سألوه فأعطاهم) فتكرر منهم السؤال مرتين ومنه العطاء عقب كل مرة، (حتى نفد ما عنده): أي ذهب بالإنفاق جميع ما عنده. (فقال) عقب نفاده تنفيرًا لهم من الاستكثار مما زاد على الحاجة من الدنيا، وتحريضًا على القناعة، وحثًّا على الاستعفاف، واللام في (لهم): هي لام المبالغة, (حين أنفق) وهو مختص بإخراج الشيء في الخير, (كل شيء بيده) معدّ للإنفاق كائن بيده, «مَا يَكُنْ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ أَدَّخِرَهُ عَنْكُمْ»: أي ما يكن عندي لا أجعله ذخيرة لغيركم معرضًا عنكم أو فلا أخبؤه وأمنعكم إياه عنكم، «وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ»: أي من طلب العفة عن سؤال الناس والاستشراف إلى ما في أيديهم, «يُعِفَّهُ اللَّهُ»: أي يرزقه العفة فيصير عفيفًا قنوعًا، وقيل الاستعفاف الصبر والنزاهة عن الشيء, «وَمَنْ يَسْتَغْنِ» أي يظهر الغناء بالتعفف عما في أيدي الناس, «يُغْنِهِ اللَّهُ»: أي يجعله غناء إلا غناؤها, «وَمَنْ يَتصبرْ»: أي يتكلف الصبر على ضيق العيش وغيره من مكاره الحياة بأن يتجرع مرارة ذلك ولا يشكو لغير مولاه, «يُصَبِّرْهُ اللَّهُ»: أي يعطهِ من حقائق الصبر الموصلة للرضا ما يهون عليه كل مشق ومكدر، ولشرف مقام الصبر وعلوه؛ لأنه جامع لمكارم الأخلاق ومعالي الصفات، فلا ينال شيئًا منها إلا من تحلى به, «وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْراً»: أي ما أعطي أحد من خلق ومقام خيرًا, «وَأَوْسَعُ مِنْ الصَّبْرِ» معنى كونه أوسع أي به تتسع المعارف والمشاهد والمقاصد، فإن قلت: مقام الرضا أفضل منه، قلت: هو غايته لأنه لا يعتد به إلا معه، فليس أجنبيًا عنه إذ الصبر من غير رضا مقام ناقص جدًا.

التعليق:

إن الإنسان بطبعه يحب حيازة الملك، وجمع الأموال، قدر ما يستطيع، وهذا من مظاهر غريزة البقاء، التي خلقها الله في الإنسان. والملفت للنظر أن الأمر لا يختص بشخص دون آخر، فكل البشر على هذه الشاكلة، في حب التملك، والاستمرار في العيش، والتقديس... فها هم الأنصار رضي الله عنهم، يطلبون من أكرم الخلق محمد صلى الله عليه وسلم، وطلبهم هنا ليس سوى رغبة متجسدة في جميع البشر، ولكن يأتي الإسلام بكل ما فيه من مميزات، لينظم طلبات الإنسان، ويضبط رغباته، فيجعل قيمه العليا مقدمة في حياة المسلم، والقيم الدنيوية مؤخرة. وليس هذا فحسب، بل وجاء الإسلام ليبيّن أن التملك ليس غايةً بحد ذاته، وبيّن كيفية حيازة الملك أي أسباب التملك، وجعلها أساس البحث، وموضع التفكير. فلا ضير في التملك ضمن الحدود الشرعية، وإن لم يستطع المرء ينتقل إلى الصبر، وهو البلسم لأي ضيق، وجعل الشرع الصبر فعلًا عظيمًا، يستحق ثوابًا عظيمًا. وقد حثّ الإسلام على التصبر والتعفف؛ فالتصبر هو أن يروض المرء نفسه، مهما كانت رغباته، ثقة في الله بأنه سيختار الأفضل له، ويجزيه على صبره، والتعفف يأتي في قمة مكارم الأخلاق والرقي، بأن يستغني المسلم عن الناس، فهو مسلم عزيز، أعزّه الإسلام، غنيٌّ به، فكيف لغني أن يسأل الناس؟ وهذا كله ضمن تنظيم الإسلام لرغبات الإنسان وغرائزه وحاجاته، التي تحتاج إلى ضبط. وهذا الانضباط الكامل لا يمكن أن يتحقق في ظل جو عام مليء بالحث على السعي الدائم لإشباع الرغبات، ولا يمكن للمجتمع أن يرتقي وأفكاره شاذة من صنع شواذ الفكر. إننا نحن الآن بحاجة لنظام وجو عام ينظم علاقات الناس، ويعيد ترتيب قيمهم، وينظم حاجاتهم، عن طريق تطبيق الإسلام، حتى يسمو الإنسان ويعمّر الأرض.

أحبتنا الكرام، وإلى حين أن نلقاكم مع حديث نبوي آخر، نترككم في رعاية الله، والسلام عليكم ورحمة الله وبركاته.

كتبه للإذاعة: د. ماهر صالح

More from Hukuk

Hadis-i Şerif ile - Müflisin Kim Olduğunu Biliyor musunuz?

Hadis-i Şerif ile

Müflisin Kim Olduğunu Biliyor musunuz?

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu radyosunun değerli dinleyicileri, Allah'ın selamı üzerinize olsun. Hadis-i Şerif programımızla sizinle tekrar birlikteyiz. Bölümümüze İslam'ın selamıyla başlıyoruz: Es-Selamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

Müsned-i Ahmed'de - El-Müksirin'in Müsnedinin Kalanı - Ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde oruç, namaz ve zekât ile gelir. Ama aynı zamanda birinin namusuna sövmüş, diğerine iftira etmiş, birinin malını yemiştir.

Bize Abdurrahman, Züheyr'den, o da Ala'dan, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den, o da Peygamber (sav)'den rivayet etti: "Müflisin kim olduğunu biliyor musunuz?" Dediler ki: Ey Allah'ın Resulü, bizde müflis, ne dirhemi ne de malı olan kimsedir. Dedi ki: "Ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde oruç, namaz ve zekât ile gelir. Ama aynı zamanda birinin namusuna sövmüş, diğerine iftira etmiş, birinin malını yemiştir. Oturtulur, bu ondan iyiliklerinden alır, diğeri de ondan iyiliklerinden alır. Eğer üzerindeki günahlardan dolayı iyilikleri tükenirse, onların günahlarından alınır, ona yüklenir, sonra da ateşe atılır."

Bu hadis, anlamının anlaşılması ve idrak edilmesi gereken diğer önemli hadisler gibi kabul edilir. Çünkü insanlardan bazıları, namazı, orucu ve zekâtına rağmen müflistir. Çünkü o, buna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve bunu dövmüştür.

Ve iflası, sermayesi sayılan iyiliklerinden alınması ve bunun için verilmesi, sövme, iftira ve dövme bedelinin ödenmesiyle olur. İyilikleri, üzerindeki borçlar ödenmeden önce tükenirse, onların günahlarından alınır, ona yüklenir, sonra da ateşe atılır.

Peygamber Efendimiz (sav) ashabına "Müflisin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sorduğunda, "biliyor musunuz" derken, deraye'den, yani işlerin iç yüzünü bilmekten bahsediyor. "Biliyor musunuz, yani müflis kimdir gerçekte?" Bu, Hz. Ali'nin (r.a.) şu sözünü teyit eder: "Zenginlik ve fakirlik, Allah'a arz edildikten sonradır." Onlara bu soru sorulduğunda, deneyimlerinden yola çıkarak cevap verdiler: "Bizde müflis, ne dirhemi ne de malı olan kimsedir." Resulullah'ın (sav) ashabına göre müflis budur. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: Hayır,... Dedi ki: "Ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde oruç, namaz ve zekât ile gelir..."

Bu, Hz. Ömer'in şu sözünü teyit eder: "Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar, ama önemli olan istikamettir." Çünkü namaz, oruç, hac ve zekât, insanın samimiyetle yapabileceği ibadetlerdir. Ama aynı zamanda riyakârlıkla da yapılabilir. Ancak ağırlık merkezi, Allah'ın emrine göre hareket etmektir.

Allah'tan bizi hak üzere sabit kılmasını, bizi muttakilerden kılmasını, kötülüklerimizi iyiliklere çevirmesini ve huzuruna çıktığımız gün bizi rezil etmemesini dileriz. Allah'ım, amin.

Değerli dinleyicilerimiz, başka bir hadis-i şerif ile buluşuncaya kadar, emanetleri zayi etmeyen Allah'a emanet olun. Es-Selamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

Radyo için yazan

Afraa Turab

Hadis-i Şerif ile - Münafıklar ve Kötü İşleri

Hadis-i Şerif ile

Münafıklar ve Kötü İşleri

Her yerde bulunan sevgili dinleyicilerimiz, "Hadis-i Şerif ile" programınızın yeni bir bölümünde hepinize merhaba diyoruz ve en güzel selamla başlıyoruz: Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Büreyde (radiyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Münafığa 'efendi' demeyin. Eğer o efendi olursa, şüphesiz Rabbinizi gazablandırmış olursunuz." Ebu Davud sahih bir isnadla rivayet etti.

Değerli dinleyicilerimiz,

En güzel söz Allah'ın kelamıdır, en güzel yol Muhammed bin Abdullah'ın (aleyhisselatu vesselam) yoludur. Bundan sonra,

Bu hadis-i şerif, tanıdığımız münafıklara nasıl davranmamız gerektiğini bize gösteriyor. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), münafıkların hepsini isimleriyle bilen tek kişiydi. Ancak bizler bazılarını sıfatlarından tanıyabiliriz. Kur'an'ın belirttiği gibi, farzları isteksizce ve zorla yerine getirenler, İslam'a ve Müslümanlara tuzak kuranlar, fitneleri teşvik edenler, yeryüzünde fesat çıkaranlar, fuhşiyatın yayılmasını sevenler, onu davet edenler, koruyanlar ve gözetenler, İslam ve Müslümanlar hakkında yalan söyleyenler ve münafıklıkla nitelenen diğerleri gibi.

Bu nedenle, şeriatın güzel gördüğünü ve çirkin gördüğünü anlamalıyız ki, münafığı samimiden ayırt edebilelim ve ona karşı uygun önlemi alabilelim. Şeriata aykırı davranan, ancak İslam'ı ve Müslümanları koruma adına davrandığını gösteren kişiye güvenmemeliyiz. Onun peşinden gitmemeli, onu desteklememeli, hatta onu 'efendi' olarak nitelendirmemeliyiz, aksi takdirde Allah (Subhanehu ve Teala) bize gazap eder.

Biz Müslümanlar, İslam'ı ve Müslümanları en çok koruyan insanlar olmalıyız ve münafıkların dinimize ve ailemize girmesine izin vermemeliyiz. Onlar, çoklukları ve çeşitli yüzleri nedeniyle bugünlerde karşılaşabileceğimiz en tehlikeli unsurlardır. İslam iddiasında bulunanların eylemlerini ölçmek için şeriatın ölçüsünü hazır bulundurmalıyız. Çünkü İslam, bizleri bu tür kötü insanlardan koruyan bir kalkandır.

Allah'tan ümmetimizi bu tür suçlulardan korumasını, bizleri doğru yola ve insanların davranışlarını ölçerek Allah'ın sevmediği kişilerden uzaklaşmamızı sağlayacak doğru ölçüye yöneltmesini dileriz. Allah'ım, amin.

Değerli dinleyicilerimiz, başka bir hadis-i şerif ile buluşuncaya kadar, sizi Allah'a emanet ediyoruz. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Radyo için yazan: Dr. Maher Salih